top of page

Kişisel Marka Nedir? Kendini Pazarlamak Değil, Kendini Netleştirmek

10 Eyl
5 dakikada okunur

Halil Cibran’a atfedilen bir söz vardır:


“Bana kim olduğumu sorduklarında ilk kez dilim tutuldu.”


Bu cümleyi her duyduğumda 2000 yılına gidiyorum.


O zaman bir boya fabrikasının pazarlama departmanında çalışıyordum. İstatistik mezunuydum; satış analizleri ve pazar araştırmaları yapıyordum. Kalabalık bir ekiptik, yaklaşık 25 kişi. O dönem şirkete Harvard mezunu yeni bir genel müdür başlamıştı ve ekiple tanışması için bir toplantı düzenlenmişti.


Ben çok güçlü, çok iyi konuşan bir pazarlama direktörüne bağlı çalışıyordum. Hani bazı insanlar vardır, sizin yaptığınız işi sizden daha güzel anlatırlar. Benim direktörüm de öyleydi.

Toplantıda sırayla herkes kendini tanıttı. Biri deneyimlerini anlattı, biri sorumluluklarını, biri başarılarını. Cümleler süslüydü, herkes hazırlıklıydı.

Sonra sıra bana geldi.

“Ben Ebru. İstatistik mezunuyum. Satış analizleri ve pazar araştırmaları yapıyorum.”

Dedim ve sustum.

Bitti.


Sonra direktörüm söze girdi ve beni yaklaşık altı dakika anlattı. Ne yaptığımı, hangi konularda iyi olduğumu, şirkete nasıl katkı sağladığımı, analizlerimin karar süreçlerinde nasıl kullanıldığını.

Ben oturmuş dinliyordum.

İçimden geçen tek cümle vardı:

“Ben neymişim vallahi.”

Bugün geriye baktığımda, o küçük anın kişisel marka hakkında bana yıllarca düşündüğümden çok daha fazlasını anlattığını görüyorum.

Çünkü insan bazen kendi yaptığı işe o kadar yakındır ki, kendi değerini dışarıdan biri kadar net göremez.

Biz kendimizi “ben analiz yapıyorum” diye anlatırız. Oysa dışarıdan biri, “sen aslında verinin içinden anlam çıkarıyorsun, pazarı okuyorsun ve karar vericilere yön gösteriyorsun” diyebilir.

Bence kişisel marka tam burada başlıyor.

Kendini övmekte değil. Kendini doğru tercüme edebilmekte.


Kişisel marka nedir ve neden kendini anlatmakta zorlanırız?


Benim için kişisel marka nedir sorusunun cevabı, kendini daha çok göstermekten önce kendi değerini doğru tanımlayabilmekte yatıyor.


Kişisel marka kendini satmak değildir


“Kişisel marka” ifadesi bazı insanlara hâlâ biraz yapay geliyor. Sanki iyi bir fotoğraf, düzgün bir bio, şık bir logo ve birkaç iddialı cümle yeterliymiş gibi.


Yıllarca pazarlamanın içinde çalıştıktan sonra buna pek inanmıyorum.

Marka, sizin kendiniz hakkında söylediğiniz şeyden çok, insanların sizden ne anladığıdır.

Kişisel markada da durum farklı değil.

Siz kendinizi “danışman”, “uzman”, “eğitmen” diye tanımlayabilirsiniz. Ama insanların sizden aldığı esas şey başka olabilir.


Belki sizi dinlediklerinde kendilerini daha net hissediyorlardır. Belki karmaşık bir şeyi sadeleştirme biçiminizi seviyorlardır. Belki sizden cesaret alıyorlardır. Belki de sizi bir konuyla değil, belli bir düşünme biçimiyle hatırlıyorlardır.

İşte marka orada oluşmaya başlar.


İnsan neden kendini anlatmakta zorlanır?


İlk neden çok basit: Kendimize fazla yakınız.

Yıllardır yaptığımız şeyler bize sıradan gelir.

Çok iyi dinleyen biri, “ben sadece dinliyorum” der. İnsanları bir araya getirmekte çok iyi olan biri, “ben zaten herkesi tanıştırırım” der. Karmaşık bir problemi hızla çözen biri, “bunda ne var ki?” der.


Bazen markanın çekirdeği tam da o “bunda ne var ki?” dediğimiz yerde saklıdır.

Çünkü bize doğal gelen şey, başkası için ayırt edici olabilir.

2000 yılındaki o toplantıda benim başıma gelen de buydu. Ben görev tanımımı söylüyordum. Direktörüm ise değerimi anlatıyordu.

Aradaki fark küçük görünür ama bütün mesele orada.


Otantik olmak ne demek?


Son yıllarda en çok duyduğumuz cümlelerden biri şu:

“Olduğun gibi görün.”

Güzel de… hangi halimiz?

Toplantıdaki halimiz mi?

Evde kahve içerkenki halimiz mi?

Kendinden emin olduğumuz halimiz mi, yoksa hiçbir şey bilmediğimizi düşündüğümüz halimiz mi?


Bence otantiklik bütün hallerimizi sergilemek değil. Daha çok, söylediklerimizle yaşadıklarımız arasında büyük bir mesafe olmaması.

Sadelik anlatıp her şeyi karmaşıklaştırıyorsak orada bir çelişki vardır. Özgünlük anlatıp herkesin yaptığını kopyalıyorsak yine öyle.


Kişisel marka biraz da bu yüzden dışarıdan önce içeride kuruluyor. İnsan kendini ne kadar iyi tanıyorsa, neyi anlatıp neyi anlatmayacağını da o kadar rahat seçiyor.


Kişisel marka bir rol değil, tekrar eden bir desendir


Burada kutsal geometri tarafım devreye giriyor.

Bir Yaşam Çiçeği desenine uzaktan baktığınızda çok karmaşık görünebilir. Ama çizmeye başladığınızda aslında basit bir tekrar fark edersiniz: bir merkez, bir çember, bir kesişim ve ardından yeni bir merkez.

Kişisel marka da bana biraz böyle geliyor.

Bir günde inşa edilmiyor. Zaman içinde hangi konulara tekrar tekrar döndüğünüz, hangi soruları sorduğunuz, neyi savunduğunuz, insanlara nasıl hissettirdiğiniz ve hangi alanlarda güven verdiğiniz üst üste geliyor.

Sonra bir gün desen görünür hale geliyor. Ve insanlar sizi o desen üzerinden tanımaya başlıyor.

Asıl mesele de bu: Her gün başka biri olmaya çalışmak değil. Tekrar eden tarafınızı fark etmek.


“Piyasada benden çok var” meselesi


Evet, var. Hepimizden çok var.

Pazarlamacı çok, danışman çok, koç çok, AI anlatan çok.

Ama kişisel marka için yanlış soru şu:

“Benden kaç tane var?”


Daha iyi soru şu:

“Ben bu konuya nereden bakıyorum?”


Julie & Julia filminde mutfakta yemek yapan Julia Child sahnesi

Burada Julie & Julia filmini seviyorum. Aynı yemek tarifini bin kişi yapabilir. Ama aynı mutfaktan, aynı hayatın içinden, aynı mizahla anlatmaz.

Tarif ortak olabilir.

Hikâye kişiseldir.

Bilgi de öyle.



Bir konuda yüzlerce insan yazabilir. Ama sizin deneyiminiz, geçmişiniz, merakınız, sesiniz ve sorularınız o bilgiyi başka bir yere taşır.

Yeni bir konu icat etmek zorunda değilsiniz. Bazen yeterli olan, eski bir konuya kendi pencerenizi açmaktır.


Benim parçalarım uzun süre birbirinden kopuk görünüyordu


Bir yanda pazarlama vardı. Bir yanda istatistik. Sonra meditasyon, numeroloji, Kader Matrisi, kutsal geometri ve şimdi yapay zekâ geldi.

Bir dönem hepsine bakıp şunu düşündüm:

“Bu kadar şeyi aynı yerde anlatırsam kimse beni anlamaz.”

Sonra zamanla başka bir şey fark ettim.


Sorun parçaların çok olması değildi. Aralarındaki bağı benim henüz net görememiş olmamdı.

Aslında yıllardır benzer bir şey yapıyordum: desen arıyor, ilişkileri görmeye çalışıyor, anlamı merak ediyor ve karmaşık olanı sadeleştiriyordum.


İstatistikte de bunu yapıyordum. Pazarlamada da. Sembollerde de. Bugün yapay zekâyla çalışırken de.


Konu başlıkları değişiyordu ama benim düşünme biçimim çok değişmiyordu.

İşte bugün kişisel markaya bakarken en çok buraya dikkat ediyorum.

Marka, kendinizden parçalar eksiltmek değil. Parçalarınızın arasındaki ortak çizgiyi bulmak.


Kişisel markanı kurarken kendine ne sorabilirsin?


Ben olsam önce dört başlık açardım:


• Bildiğim şeyler

• Yaşadığım şeyler

• İnsanların benden yardım istediği şeyler

• Anlatırken zamanın geçtiğini unuttuğum şeyler


Sonra tekrar eden yerlere bakardım. Çünkü bazen kişisel markanın çekirdeği en iddialı yerde değil, en doğal yerde çıkar.


Bir soru daha eklerdim:


“Beni altı dakika boyunca anlatacak biri olsa hakkımda ne söylerdi?”

(Hatta kısa bir asansör konuşması hazırlardım::)


Bu soru benim için hâlâ çok kıymetli. Çünkü insan bazen kendi güçlü tarafını kendi göremez. Başkaları çok daha önce görür.


Bugün kişisel markaya nasıl bakıyorum?


Bugün kişisel marka benim için “nasıl daha çok görünürüm?” sorusundan önce geliyor.


Ben önce şunları soruyorum:

• Ne söylediğimde kendim gibi hissediyorum?

• Hangi konuda gerçekten katkı sunuyorum?

• İnsanlar beni ne için hatırlıyor?

• Ben kendi değerimi gerçekten görebiliyor muyum?


Çünkü bazen mesele görünürlük değil. İnsan önce kendine görünür olmalı.

2000 yılında bunu bilmiyordum. “İstatistik mezunuyum, satış analizleri yapıyorum” deyip oturmuştum. Direktörüm ise bende çok daha fazlasını görmüştü.

Bugün geriye baktığımda hâlâ gülüyorum.

Ama aynı zamanda şunu düşünüyorum:

Belki hepimizin hayatında, bizi bir süre bizden daha iyi anlatan birine ihtiyacı var. Ta ki bir gün o anlatımı kendi sesimizle yapabilene kadar.

Bana sorarsanız kişisel marka tam olarak orada başlıyor.


Kendine bugün şu soruyu sor


Seni çok iyi tanıyan biri, seni altı dakika boyunca anlatsa senin hakkında ne söylerdi?


Bir kâğıda yaz. Belki kişisel markanın ilk cümlesi oradan çıkar.


Önce nerede takıldığını gör, sonra markanı oradan kurmaya başla.


Eğer nereden başlayacağını bilmiyorsan,

3 dakikalık Kişisel Marka Akort Testi ile ana Akort Hâlini ve seni en çok yavaşlatan alanı keşfedebilirsin.


Testin sonunda ayrıca sana özel çalışmaya devam edebilmen için Yapay Zekâ promptlarıyla desteklenmiş tek sayfalık bir pazarlama planını da hediye olarak alırsın.


Kişisel Marka Akort Testi’ni yap →https://www.ebrusener.com/akortayari



Yorumlar


Bu sayfadaki içerikler genel bilgilendirme ve kişisel farkındalık amaçlıdır; tıbbi veya psikolojik tanı ya da tedavi yerine geçmez, kişiye özel sonuç vaadi içermez.

bottom of page