top of page

Bir Pazarlama Müdüründen Sembollerin Peşine: Benim Arayış Hikâyem

28 Ara 2025
6 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 11 Eyl




Kader Dediğimiz Çağrı "Başarının Maskesi ve Ruhun Fısıltısı"


Bazen hayat, en büyük hediyelerini en sarsıcı paketlerin içine saklar. Yıllarca inşa ettiğimiz kimlikler, tutunduğumuz başarılar ve güvenli sandığımız zeminler bir anda sarsıldığında, bunu bir yıkım olarak görürüz. Oysa bu, ruhun önceden planladığı, bizi özümüze geri çağıran bir "yol düzeltme" çağrısından başka bir şey değildir. Bu, kader dediğimiz şeyin ta kendisidir; unutulmuş bir sözü hatırlatma anıdır.


"Her ruh, gelmeden önce yaşam planını yaparmış ve bu yola girmesine engel olan dünyasal deneyimlerin hazzına kapıldıkça yoldan uzaklaşırmış. Sonra bir an öyle bir etki ile karşılaşırmış ki onu en derinden sarsan o güçlü etki o AN kendini ve yolunu hatırlatmak için onun hayrına olurmuş."


Peki ya sizin ruhunuz size ne fısıldıyor? İçten içe "benim başka bir yolum var" diyen o sesi duyuyor musunuz?


İşte benim hikayem;


Bugün burada kutsal geometri, numeroloji, Kader Matrisi, semboller ve meditasyon üzerine yazıyorum.


Ama bu yol bir sabah uyanıp:

“Ben artık spiritüel konularla ilgileneceğim.”

dememle başlamadı.

Hatta tam tersine.

Uzun yıllar boyunca hayatımın çok daha başka bir tarafındaydım: şirketler, bütçeler, satış hedefleri, toplantılar, raporlar, rakamlar…

İstatistik okumuştum. Pazarlama alanında çalışıyordum. Analiz etmeyi, verilerin arasındaki ilişkileri bulmayı, bir problemin nedenini araştırmayı seviyordum.


Kısacası, bugün sembollere nasıl bakıyorsam o yıllarda da sayılara ve verilere öyle bakıyordum:

“Burada benim henüz görmediğim ne var?”


Belki de değişmeyen tek şey buydu.

Merakım.


2010: Planlamadığım Bir Kırılma


2010 yılına geldiğimde, uzun yıllardır içinde olduğum kurumsal hayat beklemediğim bir şekilde sona erdi.

İşten çıkarıldım.

Bugün bunu tek cümlede yazmak kolay.

O zaman hiç kolay değildi.

Çünkü kaybettiğim yalnızca bir iş değildi. Yıllar içinde kurduğum profesyonel kimliğin önemli bir parçası da bir anda elimden alınmış gibiydi.

Unvanlar, hedefler, sorumluluklar…

İnsan bazen fark etmeden kendisini yaptığı işle o kadar çok özdeşleştiriyor ki, o iş ortadan kalktığında geriye şu soru kalıyor:


“Peki ben şimdi kimim?”


Sanırım benim gerçek arayışım tam olarak o soruyla başladı.

O günlerde yaşadığım şeyi elbette “iyi ki olmuş” diye karşılamadım.

Çok zorlandım.

Uzun süre nedenini anlamaya çalıştım.

Ama yıllar geçtikçe o döneme başka bir yerden bakmaya başladım.

Bugün hâlâ bunun “önceden yazılmış bir kader” olduğunu söyleyemem.


Ama şunu söyleyebilirim:

O kırılma olmasaydı, bugün araştırdığım pek çok konunun kapısını belki de hiç açmayacaktım.

Ve benim için ikisi aynı şey değil.


Bir olayın önceden yazılmış olduğuna inanmak başka;

yaşadığınız bir olayın yıllar sonra hayatınızdaki anlamını keşfetmek başka.


Ben ikincisiyle daha çok ilgileniyorum.


2019: Aynı Ders, Bu Kez Başka Bir Kapı


Yıllar sonra tekrar kurumsal hayattaydım.

Arayış dönemim beni bir şeyler öğretmişti ama ben yine güvenli olana, tanıdık olana dönmüştüm. Bir unvan, bir masa, belli bir düzen.

Ve hayat bana aynı dersi ikinci kez verdi.

2019'da yeniden işten ayrıldım.

İlk seferinde bu beni yıkmıştı.Bu kez farklı bir şey hissettim.

Çünkü ilk düşüşte sorduğum "ben kimim?" sorusunun cevabını yıllar içinde biriktirmiştim.Giden yine bir unvandı. Ama bu kez altında ne olduğunu biliyordum.

İlk düşüş bana aramayı öğretmişti.İkincisi ise şunu dedirtti:

"Artık kendi adıma."

Bugün yaptığım her şey, o ikinci düşüşün ardından başladı.

İki kere düştüm.Ve dönüp bakınca her iki düşüşün de aslında bir kapı olduğunu görüyorum.Biri arayışın kapısı. Diğeri kendi işimin.

Belki de bazı kapılar, ancak bir şey kapandığında açılıyor.


Bir Soru Başka Bir Soruyu Açtı


İşten ayrıldıktan sonraki yıllar benim için oldukça uzun bir arayış dönemiydi.

Bir tarafta hâlâ çok analitik çalışan zihnim vardı.


Diğer tarafta ise:

“İnsanın yaşadıklarının görünenden daha derin bir tarafı olabilir mi?”

diye soran başka bir yanım ortaya çıkmıştı.


Böylece okumaya, araştırmaya ve farklı yöntemleri deneyimlemeye başladım.

Reiki, meditasyon, olumlamalar, bilinçaltı çalışmaları…

Bir yöntemden diğerine geçerken aslında hazır bir cevap aramıyordum.


Ben hep aynı sorunun peşindeydim:

“İnsan neden aynı şeyleri tekrar tekrar yaşıyor ve bunu fark ettiğinde gerçekten başka türlü davranabilir mi?”


Bu soru beni yıllarca takip etti.

Belki bugün numerolojiye, Kader Matrisi’ne ya da sembollere ilgi duymamın altında da aynı merak var.

Bir desen görüyorum.

Sonra tekrarını görüyorum.


Sonra:

“Bu ikisi arasında bir ilişki var mı?”

diye bakmaya başlıyorum.

İstatistikçinin merakı ile sembolleri araştıran tarafım aslında sandığım kadar birbirinden uzak değilmiş.






Bilimle Ruhsallık Arasında Bir Taraf Seçmek İstemedim


Bu yolculukta uzun süre zorlandığım bir konu da buydu.

Analitik tarafım:

“Kanıtı nerede?”

diyordu.


Deneyimleyen tarafım ise:

“Ama ben burada bir şey hissediyorum, gözlemliyorum.”

diyordu.

İkisinden birini susturmak istemedim.

Hâlâ istemiyorum.


Bu nedenle bugün bir sembolü incelerken de önce soruyorum:

Tarih bize ne söylüyor?

Matematik bize ne söylüyor?

Bu sembol hangi kültürde nasıl kullanılmış?


Sonra başka bir pencere açıyorum:

İnsanlar buna hangi anlamları yüklemiş?

Ve en son kendime dönüyorum:

Ben bunu nasıl deneyimliyorum?


Bu üç alanı birbirine karıştırmadan yan yana tutmayı öğrenmek benim için çok önemli oldu.

Çünkü bir şeyin spiritüel bir gelenekte anlam taşıması, onun bilimsel olarak kanıtlandığı anlamına gelmiyor.


Ama bilimsel olarak kanıtlanmamış olması da insanların yüzyıllardır o sembol üzerine düşünmüş olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor.

Benim merakım tam bu sınırda yaşıyor.



2023: Bazı Soruların Cevabı Değil, Kendisi Değişiyor


2023 yılında hayatımda çok büyük bir kayıp yaşadım.

Yasın insana ne yapacağını önceden bilmek mümkün değil.

Benim için dünyaya bakışımı değiştiren dönemlerden biri oldu.

Daha önce “anlamak” istediğim pek çok şey, bir süre sonra başka sorulara dönüştü.

Hayat neden böyle?

yerine:


Hayat bu kadar değişkense ben bugün neyi gerçekten önemli buluyorum?


sorusunu daha çok sormaya başladım.


Kutsal geometriyle ilişkim de o dönem başka bir yere geçti.

Daha önce daha çok öğrenmek istediğim şekiller ve semboller, bu kez bana:

  • döngü,

  • bütünlük,

  • merkez,

  • bağlantı,

  • başlangıç ve bitiş

üzerine düşünmenin başka bir dilini sunuyordu.



Bir çember artık yalnızca çember değildi.

En azından benim için.

Bir merkezden çıkıyor, kendi çevresini oluşturuyor ve başladığı yere geri dönüyordu.

Bazen insan yaşadığı şeyleri bir cümleyle anlatamıyor.



Ama bir şekil, bir sembol ya da bir çizim düşünmek için başka bir alan açabiliyor.

Kutsal geometriye bugün bu yüzden yalnızca “semboller bütünü” olarak bakmıyorum.

Benim için aynı zamanda bakmayı yavaşlatmanın bir yolu.


Sonra Sayılar Yeniden Karşıma Çıktı


Aslında sayılar benim hayatımdan hiç çıkmamıştı.

Önce istatistikteydiler.

Sonra şirket raporlarında.

Yıllar sonra numerolojide karşıma çıktılar.

Daha sonra Kader Matrisi’nde.

Ama bu kez sayılara baktığım yer değişmişti.

Artık bir sayıdan geleceği söylemesini beklemiyordum.


Şunu merak ediyordum:


İnsanlık neden bazı sayılara binlerce yıldır anlam yüklüyor?


Neden 3?

Neden 7?

Neden 9?

Neden 22?


Bir sayı matematiksel bir değer olmaktan çıkıp ne zaman sembole dönüşüyor?

İşte benim için numeroloji ve Kader Matrisi tam burada ilginçleşiyor.


Onlara bir kehanet sistemi olarak değil, insanın sayılar üzerinden kendisi hakkında düşünmeye çalıştığı sembolik diller olarak baktığımda çok daha geniş bir alan açılıyor.


Kader Matrisi ile Karşılaşmam


Kader Matrisi de hayatıma böyle girdi.

İlk karşılaştığımda hemen kabul ettiğim bir sistem olmadı.

Tam tersine, epey soru sordum.


Neden 22 enerji var?

Sayılar neden tam bu noktalara yerleştiriliyor?

Neden geometrik bir yapı kullanılmış?

Tarot’un 22 Büyük Arkana’sıyla ilişkisi ne?

Yaş çizgileri nasıl oluşuyor?


Bir süre eğitim almamamın nedeni de buydu.


Sistem ilgimi çekiyordu ama anlatılanların mantığını anlamadan kabul etmek istemiyordum.

Daha sonra yöntemin kurucusu Natalia Ladini’den doğrudan eğitim alma fırsatı bulduğumda zihnimdeki pek çok parçayı yeniden değerlendirmeye başladım.

Benim için en önemli fark şuydu:


Kader Matrisi’ni:

“Başına şu gelecek.”

diyen bir harita olarak değil,

“Burada hangi tema üzerinde düşünmek isteyebilirsin?”

diye soru açan sembolik bir sistem olarak ele almak.


Bugün bu blogda Kader Matrisi hakkında yazarken de aynı çizgiyi korumak istiyorum.

Bir sayının insanı tanımlamasını değil; insana kendisi hakkında yeni bir soru sordurmasını önemsiyorum.


Kutsal Geometri Bana Başka Bir Şey Öğretti: Çizmek


Son yıllarda bütün bu araştırmaların içinde beni en fazla durduran şeylerden biri çizmek oldu.

Çünkü bir sembole bakmakla onu çizmek gerçekten aynı şey değil.

Bir Yaşam Çiçeği görseline baktığınızda tamamlanmış deseni görüyorsunuz.

Ama elinize pergeli aldığınızda süreç değişiyor.

Önce bir nokta.

Sonra bir çember.

Sonra ikinci merkez.

Bir kesişim.

Sonra başka bir çember.

Ve yavaş yavaş bir desen ortaya çıkıyor.

İşte orada benim çok sevdiğim bir şey oluyor:

Sonucu değil, oluşumu görmeye başlıyorsunuz.

Belki de benim bütün bu yıllardaki araştırmalarımı birbirine bağlayan şey tam olarak bu.

Hayatı da uzun süre yalnızca sonuçlarından anlamaya çalışmışım.

Başarı.

Başarısızlık.

İş.

Kayıp.

Yeni başlangıç.

Oysa bugün daha çok şunu merak ediyorum:

Bu desen nasıl oluştu?

Hangi seçim diğerini doğurdu?

Hangi kırılma yeni bir merkez oluşturdu?

Hangi tekrar artık görünür hale geldi?

Sanırım “Çizerek hatırlıyoruz” dediğimde biraz da bunu anlatıyorum.

Çizdiğimiz sadece geometrik şekiller değil belki.

Kendi bakışımız da yeniden şekilleniyor.



Bugün Kendimi Nasıl Tanımlıyorum?


Eskiden bu soruya meslek unvanımla cevap vermek çok kolaydı.

Bugün tek bir kelimeyle cevap vermek istemiyorum.

Ben hâlâ aynı meraklı insanım.

Bir yanım sayılara bakıyor.

Bir yanım sembollere.

Bir yanım yeni teknolojileri ve yapay zekâyı kurcalıyor.

Bir yanım meditasyonda sessizce oturuyor.


Ama hepsinde yaptığım şey aslında aynı:

Merak ediyorum.Araştırıyorum.Deneyimliyorum.Sorguluyorum.Bağlantıları arıyorum.Ve öğrendiklerimi mümkün olduğunca sade biçimde paylaşmaya çalışıyorum.

Bu blog da biraz bunun için var.


Burada sana:

“Gerçek budur.”

demek istemiyorum.

Onun yerine:

“Ben bunun peşine düştüm. Bak ne buldum.” demek istiyorum.


Bazen kutsal geometrinin içinden geçeceğiz.

Bazen bir sayının hikâyesine bakacağız.

Bazen binlerce yıllık bir sembolün izini süreceğiz.

Bazen meditasyon yapacağız.

Bazen de yapay zekânın tek başına çalışan bir girişimcinin hayatını nasıl kolaylaştırabileceğini konuşacağız.

Birbirinden çok farklı görünüyor olabilirler.


Ama benim için hepsini aynı şey birbirine bağlıyor:

Merak.


Ve Bugün Bu Merakı Ne İçin Kullanıyorum?


Uzun yıllar bu merakı sadece kendim için taşıdım.

Bugün ise onu tek bir şeye yönelttim:

Kendi birikimi olan ama onu bir türlü görünür, değerli ve sürdürülebilir bir markaya dönüştüremeyen kadınlara.

Çünkü ben o yolu yürüdüm.İki kere düştüm, iki kere yeniden kurdum.Kendi desenimi bulmam yıllar aldı.

Ve şimdi biliyorum ki çoğu kadının eksiği bilgi değil.Eksik olan, o bilgiyi tek bir hatta toplayacak bakış.

Önce özünü görmek. Sonra ona bir form vermek. Sonra onu yormadan çalışan bir sisteme çevirmek.

İşte "akort" dediğim şey tam olarak bu.

Eğer sen de kendi desenini merak ediyorsan, başlamak için küçük bir yer hazırladım:








Yorumlar


Bu sayfadaki içerikler genel bilgilendirme ve kişisel farkındalık amaçlıdır; tıbbi veya psikolojik tanı ya da tedavi yerine geçmez, kişiye özel sonuç vaadi içermez.

bottom of page